Proje Finansmanında Öz Kaynak

YENİLENEBİLİR ENERJİYE 5 MİLYON LİRALIK AR-GE DESTEĞİ

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Albayrak: Bakanlığımız bu projelere (yenilenebilir enerji) Ar-Ge desteği vermekte olup, bunun için 2016 yılı…

21 Eylül 2016 Çarşamba 14:33

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Albayrak: Bakanlığımız bu projelere (yenilenebilir enerji) Ar-Ge desteği vermekte olup, bunun için 2016 yılı yatırım programında toplam 5 milyon 70 bin lira ödenek ayırmıştır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, yenilenebilir enerji projelerine Ar-Ge desteği sağladıklarını belirterek, “Bakanlığımız, bunun için 2016 yılı yatırım programında toplam 5 milyon 70 bin lira ödenek ayırmıştır. Ayrıca Karapınar’ın yanı sıra, önümüzdeki dönemlerde önemli potansiyele sahip yeni alanların da Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) ilan edilmesi planlanmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Bakan Albayrak, muhalefet tarafından TBMM’ye iletilen bazı soru önergelerine verdiği yazılı cevapta, Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimine alım garantisi sağlandığını ve bu kaynaklara dayalı elektrik üretimi gerçekleştiren yatırımcıların desteklendiğini aktardı.

Bu desteğin 2020 yılı sonuna kadar işletmeye girecek tesisler için uygulanmakta olduğunu hatırlatan Albayrak, Bakanlık bünyesinde yenilenebilir enerji kaynaklarından azami düzeyde faydalanmaya yönelik politika ve mevzuat güncellemelerinin gerçekleştirildiğini bildirdi.

Albayrak, bu kapsamda Bakanlığın yenilenebilir enerji projelerine Ar-Ge desteği verdiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Ülkemizin hidrolik, rüzgar, jeotermal, güneş, biyokütle ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının yatırıma dönüştürülmesi amacıyla yürütülen projeler özel sektör marifetiyle olmaktadır. Bakanlığımız bu projelere Ar-Ge desteği vermekte olup, bunun için 2016 yılı yatırım programında toplam 5 milyon 70 bin lira ödenek ayırmıştır. Dünya Bankası, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası gibi uluslararası finans kuruluşları proje yatırım maliyetinin büyüklüğüne göre yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı yatırımlara doğrudan veya ülkemizdeki bankalar aracılığıyla finansman sağlayabilmektedir. Öte yandan, özel sektör jeotermal enerji yatırımlarının arttırılması amacıyla kaynak arama aşamasında risklerin azaltılması için Risk Paylaşım Mekanizması ve kaynak geliştirme faaliyetlerine yönelik kredi imkanı içeren Jeotermal Enerji Geliştirme Projesi geliştirilmiştir. Proje, Dünya Bankasından sağlanan 250 milyon dolar tutarındaki kredi ve Temiz Teknoloji Fonu’ndan 39,8 milyon dolar tutarındaki hibe ile finanse edilecektir.”
YENİ KAYNAK ALANLARI İLAN EDİLECEK

Gelecek dönemde yenilenebilir enerji kaynakları açısından potansiyeli yüksek ve nispeten daha az potansiyele sahip bölgelerde de yatırımların gerçekleştirileceğini belirten Albayrak, güneş enerjisi potansiyeli bakımından zengin ve güneş panellerini kurma açısından elverişli bir bölge olan Konya Karapınar’da Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) ilan edildiğini hatırlattı.

Bakan Albayrak, söz konusu YEKA ilanı ile bu bölgede büyük ölçekli güneş santrallerinin projelendirileceğini ifade ederek, “Önümüzdeki dönemlerde yenilenebilir enerji kaynaklarının korunması ve bunlardan daha çok faydalanabilmek amacıyla Karapınar’ın yanı sıra, önemli potansiyeline sahip yeni alanların da YEKA ilan edilmesi planlanmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.Kaynak: AA

Temiz Teknoloji Fonu’nun (CTF) Türkiye’deki Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Piyasası Üzerindeki Etkilerinin Değerlendirilmesi

CTF kredileri Türkiye’de özel sektör tarafından işletilen tesislerde enerji üretiminin ve özel sektörde enerji verimliliğinin arttırılmasına yardımcı olmuş, sera gazı emisyonlarını ve enerji maliyetlerini düşürmüştür.

PROJE FİNANSMANINDA KARLILIK NASIL GELİŞTİRİLİR?

Eklenme Tarihi: 4 Temmuz 2015 Cumartesi Eklenme Saati: 11:30

Fatih Kuranfatih@dinamo.co

Proje finansmanında kârlılık minimum öz kaynak katkısı ile finansman yapısının oluşturulması ile mümkündür. Bununla beraber tek başına öz kaynak katkısı oranı da kârlılık oranını belirlemede yeterli değildir ve bu yazımda ele alacağım diğer faktörler ile birlikte değerlendirilmelidir.

Öncelikle kârlılığın tanımı ile başlamakta fayda görüyorum. Kârlılık ya da öz kaynak kârlılığı proje için kurulan SPV’nin (Special PurposeVehicle = Özel Amaçlı Proje Şirketi) finansal ödemeler ve vergi dahil tüm giderlerini ödedikten sonra oluşan net nakit akışının proje sponsorlarına (ortaklarına)sağladığı getiridir. Öz kaynak istisnalar hariç hemen her durumda borçlanma maliyetinin üzerinde bir maliyete sahiptir. Ayrıca borçlanma maliyeti olan faiz giderleştirilebilir ve vergiden düşülebilir. Bu nedenle vergi etkisinin maliyetten düşülmesi gerekir. Buna vergi kalkanı etkisi de denilir. Proje için kullanılan öz kaynakta ise böyle bir vergi avantajı bulunmamaktadır. Bu nedenlerle öz kaynak proje için en pahalı kaynaktır ve bu pahalı kaynak proje için ne kadar az kullanılırsa proje kârlılığı o derece artar. Bununla beraber proje içinde öz kaynak katkısının ne kadar süre ile kaldığı da kârlılığı büyük ölçüde etkileyen bir faktördür. Öz kaynak kârlılığı hesaplamalarında paranın zaman değeri hesaba katılır. Bu nedenle projeye yatırılan öz kaynağın projeye konulduğu zamanlama ile hangi sürede proje sponsorları tarafından geri alınabildiği zaman zaman öz kaynak katkısı yüzdesi kadar hatta daha bile fazla kârlılığı etkileyebilecektir. Bu kadar önemli bu konu pek çok proje finansmanı işleminde maalesef göz ardı edilmekte ve gereken önem verilmemektedir.

Öz kaynak katkısının projede kaldığı sürenin öneminden bahsettikten sonra bu süreninin nasıl kısaltılabileceği üzerinde durmak gerekir. Kârlılığı arttırmak, basit mantıkla projeye öz kaynak katkısını mümkün olduğunca geç yapmak ve öz kaynağı da mümkün olduğunca çabuk projeden geri alabilmekle mümkün olacaktır. Maalesef uygulamada bu söylendiği kadar basit değildir. Finans kuruluşları projeye sponsorların katkısını garanti altına alabilmek için mümkün olduğunca erken aşamada bu katkının gerçekleşmesini istemektedir. Yine projenin likiditesinin artması ve banka kredi ödemelerinin güvence altında olması amacı ile de SPV’ninkârdağıtımı yapmasını özellikle projenin erken aşamalarında engellemeye yönelik tedbirler almaktadırlar. Kâreden, nakit yaratan ve kredi geri ödemelerini de düzenli bir şekilde yerine getiren projelerde bilekârdağıtımı yapmak için yıllar geçmesi gerekebilmektedir. Projede kârlılık SPV bünyesinde nakit yaratmak anlamına gelmemektedir zira SPV bünyesinde var olan nakit para proje sponsorları tarafından kullanılamadıktan sonra fazla bir anlamı olmayacaktır.Bu bakımdan projelerde öz kaynak katkısı yüzdesi kadar bedelin nasıl bir zamanlama ile projeye konulacağı ve yine nasıl bir plan dahilinde geri alınacağının müzakeresi de büyük önem kazanmaktadır. Proje finansmanı süreçleri genelde 7 ile 10 yıl zaman zaman da daha uzun sürelidir. Çoğu projede bu sürenin yarısına yakın zaman diliminde sponsorlar projeden nakit geri dönüş sağlayamamaktadırlar. Kağıt üzerinde kazanılan paralar ortakların cebine girmemekte ve hem sermayekârlılığı düşmekte hem de sponsorların yeni yatırım projelerini değerlendirebilme potansiyelleri olumsuz yönde etkilenmektedir. Aynı zamanda bazı uzun vadeli projelerde proje çok kârlı yürümesine rağmen kâr dağıtımı yapılamaması sponsorların nakit akışı problemi yaşamasına neden olabilmektedir.

Kârlılığı arttırmanın bir başka yolu da projenin risklerinin doğru şekilde yönetilmesi ve bu durumun finans kuruluşlarına doğru şekilde aktarılması ile mümkündür. Buna projenin ‘Bankabilite’sinin arttırılması da denilmektedir. Başka bir deyişle bankabilitenin geliştirilmesi projenin en uygun koşullarla finanse edilmesinin sağlanmasıdır. Bu uygun koşulları aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.
• Daha uzun vade
• Esnek ödeme planı (Ödemesiz dönem, mevsimsel ödeme vb.)
• Daha düşük borçlanma maliyetleri (faiz, komisyon vb.)
• Daha fazla borçlanmaimkanı (Düşük öz kaynak)
• Daha uygun borçlanma koşulları (kârdağıtımı, borç rezerv hesabı, cashsweep vb.)
• Daha düşük teminat (veya teminatsız borçlanma)
• Gerçek proje finansmanı

Yedi numaralı maddeyi biraz açmakta fayda görüyorum. Türkiye’de proje finansmanı olarak adlandırılan finansman yapılarının büyük bölümü aslında yapılandırılmış finansman şeklindedir. Başka bir deyişle proje sponsorlarının, proje ile ilgili mali sorumlulukları proje ile ilgili borç geri ödemeleri tamamlanana kadar devam etmektedir. Çok başarılı olan, gelir ve nakit yaratmakta sıkıntı yaşamayan projelerde bile uzun yıllar sponsorlar sorumluluk taşımaya devam etmekte ve bu durum ileriki yıllardaki borçlanma imkanlarını sınırlandırabilmektedir. Oysaki proje finansmanının en önemli avantajlarından biri sponsorların belli bir süre sonra mali yükümlülüklerinden arınması ve yeni projelerin peşine düşebilmesidir. Kârlılığı arttırmanın bir yolu da projenin bankabilitesini arttırmaktan geçer. Daha fazla ve daha uzun süre uygun maliyetlerle borçlanabilen bir proje tabiatıyla daha kârlı olacaktır.

Bu tanımlamaları yaptıktan sonra kârlılığı ve bankabilitekavramını nasıl geliştirebiliriz sorusuna cevap vermeye çalışalım. Öncelikle sponsorlarile finansal kuruluşlarının aynı lisanı konuşması ve birbirini anlamaya çalışması çok önemlidir. Proje ile ilgili önemli değişkenleri dikkate alınmalı ve değişimleri durumunda projenin performansının nasıl etkileneceğinin hesabı yapılmalıdır. Bu çalışmaya “finansal fizibilite” çalışması diyoruz. Bu çalışma sonunda projenin kârlılık, değer, geri dönüş, borç geri ödeme kapasitesi gibi performans kriterlerinin en çok projedeki hangi risklerden etkilendiği belirlenir. Risklerin ortadan kaldırılması, proje ile ilgili alıcı, tedarikçi, yüklenici vb. taraflara transfer edilmesi veya yönetilmesi sureti ile proje iş modeli geliştirilir. Risklerden büyük ölçüde arınmış olan projenin nakit akış projeksiyonları çok daha sağlıklı yapılacak ve sapma riski de önemli ölçüde azalacaktır. Bu süreci başarı ile atlatmış olan projelere “bankabilitesi geliştirilmiş projeler” diyoruz. Bu surette bankalar borç geri ödemeleri için projenin yaratacağı nakit akışını baz aldıklarından -riskleri yönetilmiş bir projede- yukarıda 7 maddede özetlendiği gibi çok daha uygun koşullarla kredi verebileceklerdir. Proje yatırımcılarının (sponsorlar) proje ile ilgili risk analizi ve yönetimi ile ilgili yaptıkları tüm çalışmalar ve iş modelini daha istikrarlı bir hale getirme çabalarının arkasında çok daha kârlı, değer üreten, geri dönüşü hızlı ve borç geri ödeme kapasitesi yüksek bir proje etme gayreti yatmaktadır.

Fatih KURAN
Dinamo Eğitim ve Danışmanlık – Yönetici Ortak

Enerji Projelerinde Fizibilite-2

Eklenme Tarihi: 10 Kasım 2015 Salı Eklenme Saati: 9:04

Fizibilite çalışmasında ilk aşama finansal modelin proje yapısına uygun olacak şekilde oluşturulmasıdır. Model proje için farklı senaryoları test etmeye imkan sağlayacak dinamik yapıda kurulmalıdır. Finansal model 3 ana kısımdan oluşur:

  1. Proje Parametrelerinin Belirlenmesi:Sabit veya proje süresi içinde değişebilecek olan parametreler belirlenir. Bazı parametreler ise yarı değişken olabilir. Örneğin bir otelin yönetim kadrosu otele kaç kişi geleceğinden bağımsız olabilirken, otelde çalışan garson sayısı konaklayan kişi sayısına göre değişim gösterebilir. Proje bazında parametreler değişkenlik gösterse de en yaygın kullanılanlar aşağıdaki gibidir.
    • Satış hacmi/talep
    • Üretim hacmi/kapasite
    • Birim fiyatlar (tarifeler)
    • Yatırım maliyeti
    • Proje tamamlanma(inşaat) süresi
    • Proje ekonomik ömrü
    • Kapasite kullanım %’leri (Başlangıç, olgunluk ve ileriki dönemler için)
    • İşletme giderleri (sabit-değişken)
    • Personel giderleri (sabit-değişken)
    • Sermaye maliyeti (WACC)
    • Ham madde maliyetleri
    • Stoklar
    • Nakit ihtiyacı
    • Mevsimsellik (kapasite kullanım oranlarına etkisi)
    • Faiz oranları (değişken veya sabit)
    • Enflasyon
    • Devalüasyon/pariteler
    • İşletme sermayesi ihtiyacı (alacak ve borç geri ödeme vadeleri vb.)
    • Vergi oranları
    • Hurda değer
  2. Finansal Tabloların Oluşturulması:Projenin girdileri belirlendikten sonra aşağıda belirtilen tabloların oluşturulması gerekir. Bu tabloların temel amacı projenin yaratacağı tahmin edilen nakit akışını çıkartabilmektir.
    1. Bütçe
    a. Makine&Ekipman maliyetleri ve zamanlamaları
    b. Nakliye, Montaj ve Eğitim maliyetleri ile zamanlamaları
    c. İnşaat maliyetleri ve zamanlamaları
    d. Proje Zaman Çizelgesi
    2. Proje Gelirleri
    3. Toplam Faaliyet Giderleri
    4. Amortisman Tablosu
    5. İşletme Sermayesi İhtiyacı Tablosu
    6. Yatırım Planı ve Fonlama Yapısı
    7. Borçlanma ve Borç Geri Ödeme Tablosu***
    8. Gelir Tablosu
    9. Net Nakit Akışı* (Finansman Öncesi Bakış/Tamamı Öz Kaynak)
    10. Net Net Nakit Akışı** (Finansman Sonrası Bakış/ SPV Öz Kaynak Karlılığı)
    11. Bilanço
    *Net Nakit Akışı: Projenin gelirlerinden yarattığı nakit akışından SMM, faaliyet giderleri ve vergi düşüldükten sonra bulunan nakit akışıdır. Amaç projenin devamlılığını sağlayacak olan tüm nakit çıkışları yapıldıktan sonraki nakit akışına ulaşmaktır. Bulunan nakit akışından düşülmeyen tek nakit çıkışı banka kredisi geri ödemeleridir (Borç servisi = ana para + faiz).
    *Net Net Nakit Akışı: Net Nakit Akışından, borç servisi düşüldükten sonra bulunan nakit akışıdır. Serbest nakit akışı da denilir. Bu nakit akışı kreditör tarafından Net Net Nakit Akışı üzerinde başkaca bir tasarruf söz konusu değil ise kar dağıtımı yolu ile sponsorlara transfer edilebilir. Bununla beraber kreditörler genel olarak bu nakit akışın kullanımı üzerinde kar dağıtımı için minimum süre, borç rezerv hesabı oluşturma zorunluluğu, nakit süpürme (cashsweep) vb. bazı sınırlamalar getirme eğilimindedirler. Bu sınırlamalar sponsorların projeden nakit çekmesini geciktirir ve projenin NPV, IRR ve geri ödeme süresi gibi performans kriterleri olumsuz olarak etkilenir.
    *** Proje Finansmanı: Projenin yaratacağı nakit akışının finansmanıdır. Dolayısı ile kredi geri ödeme planının projenin net nakit akışına uyumlu olacak şekilde şekillendirilmesi en geçerli ve sağlıklı yöntemdir. Bu işleme kredi heykeltıraşlığı (debtsculpting) da denilir. Her dönem için projenin yarattığı net nakit akışları projeden beklenen BSKO oranına bölünür ve bu surette projenin ödeyeceği taksitler bulunmuş olur. Bulunan taksitlerin kredi faizi üzerinden iskontolanması ile kredi tutarı hesaplanır. Yatırım tutarından kredi tutarı düşülerek proje için gerekli olan sermaye ihtiyacı hesaplanır. Risk analizi ve yönetimi yapılmak sureti ile bankabilitesi geliştirilmiş projelerin BSKO oranı da düşük olur ve bu da nihayetinde proje için gerekli olan sermayeyi azaltır. Projenin karlılık başta olmak üzere diğer performans kriterleri de geliştirilmiş olur.

III. Proje Performans Kriterlerinin Hesaplanması:Projenin net nakit akışı ve net net nakit akışları üzerinden aşağıdaki performans kriterleri hesaplanabilir.
1. Net Bugünkü Değer (NPV): Yaratılan projenin değerini ölçmekte kullanılır. Yeni projenin, yatırımcı açısından kendi sermayesi maliyeti üzerinden, ne kadar değer yarattığını gösterir. Analiz net net nakit akışı üzerinden yapılır.
2. İç Verim Oranı (IRR): Projenin karlılığını ölçmekte kullanılır. Analiz net net nakit akışı üzerinden yapılır. Bu oranı kullanırken dikkatli olmak gerekir. Projeni nakit akışı negatif değer ile başlayıp sonrasında sürekli olarak pozitif devam ediyorsa rahatlıkla kullanılabilir. Bununla beraber bazı projelerde nakit akışı birden fazla defa negatif ve pozitif değerler arasında değişiyor olabilir. Bu durumda IRR hesabı yanlış sonuçlar verir. Böyle bir durumda projenin sabit olarak pozitif nakit akışı yaratmaya başladığı döneme kadar olan nakit akışlarının sermaye maliyeti üzerinden o döneme kadarki gelecekteki değeri alınır. Bulunan değer o dönemin bugünkü değeri olarak kabul edilir ve bulunan yeni nakit akışının IRR değeri bulunur.
3. Değiştirilmiş İç Verim Oranı (MIRR): Projenin karlılığının projeden elde edilen temettü ödemelerinin yeniden yatırıma dönmesi de dahil olacak şekilde ölçülmesinde kullanılır. Analiz net net nakit akışı üzerinden yapılır. Özellikle farklı projelerin karşılaştırmasında kullanılır.
4. Geri Ödeme Süresi (Pay-backperiod):Bu oran paranın zaman değerini de dikkate alan iskontolu ve standart iskontosuz olacak şekilde iki ayrı şekilde hesaplanır. Paranın zaman değerini dikkate alan iskontolu model kullanılmalıdır. Yatırımcı açısından projenin geri dönüş süresini hesaplamakta kullanılır. Analiz net net nakit akışı üzerinden yapılır.
5. Başa Baş Noktası: Projenin yaratmış olduğu gelirlerin hangi kapasite kullanım yüzdesi itibari ile sabit ve değişken giderleri karşılar olduğunu hesaplar. Bu oranın üzerinde proje kar etmeye başlar. Düşük bir kapasite kullanımında kar eden projeler tercih edilir. Analiz nakit akışı üzerinden değil gelir tablosu üzerinden yapılır
6. Borç Servis Karşılama Oranı (BSKO): Dönemsel bazda projenin yarattığı net nakit akışının yine aynı dönem için finansal yükümlülükler (anapara+faiz) toplamının kaç katı olduğunu gösterir. Finansman kuruşları (bankalar, leasing şirketleri vb.) tarafından en önem verilen performans kriteridir. Bankalar projenin risk seviyesini (profilini) ve sponsorların kredibilitesini dikkate olarak bu oranı belirlerler.BSKO her zaman 1’in üzerinde olmalıdır. 1 rakamının üzerindeki kısım proje için beklenen emniyet marjını gösterir. Emniyet marjının amacı projeksiyonlarda sapma olsa dahi projenin kredi geri ödemelerini yapabilmesini güvence altına almaktır. Oranın yüksek olması her dönem için projenin borç geri ödeme kapasitesini aşağı çeker ve aynı vade için verilebilecek kredi tutarı da azalmış olur. Doğal olarak yatırımcılar bankaların BSKO beklentilerini azaltıp verilecek kredi tutarını arttırmak ve sermaye gereksinimini minimize etmek isterler. Başarıya giden yol projenin risk profilini aşağı çekmek ve bankabiliteyi geliştirmektir.
7. Kredi Süresi Karşılama Oranı (KSKO): Veya İngilizce karşılığı ile LLCR (Loan life CoverageRatio). Projenin finanse edildiği süre boyunca her hangi bir dönem için ilgili dönem ve sonraki dönemlerdeki net nakit akışlarının bugünkü değerinin yine aynı süre içinde gerçekleştirilecek toplam kredi borç geri ödemelerinin bugünkü değerine bölünmesi ile bulunur. Bu katsayı ne kadar yüksekse projenin ileriye dönük borç geri ödeme kapasitesinin o derece yüksek olduğu ifade edilir. BSKO projenin ilgili dönem için borç geri ödeme gücünü gösterirken KSKO oranı ileriye yönelik fikir vermesi bakımından önemlidir.
8. Proje Süresi Karşılama Oranı (PSKO):Veya İngilizce karşılığı ile PLCR (Project Life CoverageRatio) Projenin yaşam ömrü süresi boyunca her hangi bir dönem için ilgili dönem ve sonraki dönemlerdeki net nakit akışlarının bugünkü değerinin toplam kredi borç geri ödemelerinin bugünkü değerine bölünmesi ile bulunur. Bu oran ne kadar yüksekse projenin ileriye dönük borç geri ödeme kapasitesinin o derece yüksek olduğu ifade edilir. KSKO yalnızca projenin kredi ödeme süresi içindeki potansiyelini ölçmeye yararken PSKO tüm proje süresini, bir başka deyişle projenin kuyruğunu da hesaplamada dikkate alır. Özellikle proje finansmanında yeniden yapılandırma durumunda projenin finansal kapasitesini ölçmekle ilgili olarak önemi vardır.
Hassasiyet ve Senaryon Analizleri (Stres Testi)
Modelin kurulması sonrası proje, 1. Bölümde belirtilen proje parametrelerinin farklı durum ve koşullardaki olası değerleri için, test edilir. Farklı senaryolar için analiz yapılır. Bu analiz yatırımcılar ve bankalar tarafından ayrı ayrı yapılabilir. Yatırımcılar için öncelik projenin değişken koşullarda hala karlı olabilmesi, değer yaratabilmesi, geri dönüş süresinin makul seviyelerde olmasıdır. Yatırımcılar analizlerini projenin Net Net Nakit Akışı üzerinden yaparlar ve paranın zaman değerini hesaba katarken Ağırlıklı Ortalamalı Sermaye Maliyetini (WACC****-WeightedAverageCost of Capital) kullanırlar.
**** WACC: Proje sponsorunun sermaye maliyetidir. Sponsorun projeye koyacağı sermaye genellikle öz kaynak ve dış kaynaktan (genellikle banka kredisi) oluşur. Bu 2 farklı kaynağın ağırlıkları birbirinden farklı olabilir. Bu nedenle maliyet hesabında ağırlıklı ortalama almak gerekir. Banka kredisi gibi dış kaynak kullanımının maliyeti (faiz) vergiden düşülebileceği için gerçek maliyet kurumlar vergisinden arındırılarak hesaplanır. WACC aşağıdaki şekilde hesaplanır.

WACC= Öz Kaynak Maliyeti x Öz Kaynak % + Dış Kaynak Maliyeti x Dış Kaynak % x (1 – Kurumlar Vergisi)
Bankalar için daha öncelikli olan projenin geri ödeme kapasitesini gösteren BSKO, KSKO ve PSKO performans kriterleridir. Projenin gerçekleşme ihtimali olan olumsuz koşullarda da geri ödeme yapıp yapılamayacağı değerlendirmeye alınır. Stres testi dediğimiz bu aşamada projenin yapılabilirliği analiz edilmiş olur. Bir projenin finansman sağlayabilmesi için stres testini başarı ile geçmesi gerekir. Bu testin bir başka önemi de proje için hangi parametrelerin daha kritik olduğunu tespit etmektir. Bu sayede major ve minor riskler belirlenir. Özel önem taşıyan proje parametrelerin iş modelinde geliştirilmesi ve güvence altına alınması için daha fazla özen gösterilir. Risklerden arındırılmış bir projenin stres testini geçme olasılığı büyük ölçüde artar. Bu süreçte projenin finanse edilebilirliği (bankabilite) de geliştirilmiş olur.

Fatih KURAN
Dinamo Eğitim ve Danışmanlık – Yönetici Ortak
fatih@dinamo.co

Proje Finansmanında Öz Kaynak

Eklenme Tarihi: 4 Temmuz 2015 Cumartesi Eklenme Saati: 11:26

Finans kuruluşları ile proje finansmanı müzakere sürecinde üzerinde önemle durulan konu başlıklarının en önemlilerinden biri projeye konulması talep edilecek öz kaynak tutarıdır. Yatırımcılar, proje için gerekli öz kaynak yüzdesini mümkün olduğunca azaltmaya, bankalar ise yüksek tutmaya çalışırlar. İşte bu noktada iki kurum arasında zorlu ve çekişmeli geçecek bir müzakere süreci başlamış olur.

Yatırımcılar açısından öz kaynak proje finansmanı için en pahalı kaynak durumundadır. Türkiye’de projeye konan öz kaynak üzerinden karlılık beklentisi genel olarakdöviz bazında yıllık %10-12 aralığında seyretmektedir. Oysa banka kredisi faizi, öz kaynak maliyetine oranla, çok daha düşüktür. Borçlanma maliyetini daha da hesaplı kılan bir başka faktörde finansman giderlerinin vergiden düşülebilmesi ve bu imkanın kar dağıtımında mümkün olmamasıdır. Bir başka deyişle, banka kredisi kullanımında şirket tarafından ödenen faizin kurumlar vergisi oranı olan %20’lik kısmıvergiden düşülebilmektedir. Dolayısı ile gerçek maliyet ödenen faizin %80 kadarıdır. Diğer taraftan, finans kuruluşları projelerde öz kaynak tutarını yüksek tutmak yolu ile riski kontrol altında tutmak isterler. Daha düşük miktarda borçlanan bir proje kredi borcu geri ödemelerini daha rahat yapacak ve piyasadaki olası şoklarda şirket zarara uğrasa bile şirketin güçlü öz kaynak yapısı bu olumsuz koşulları atlatmasını kolaylaştıracaktır.

Öz kaynağın projeye inşaat döneminde nasıl bir zamanlama ile konulacağı ve kar dağıtımı yolu yatırımcılar tarafından ne kadar zaman içinde geri alınabileceği de proje karlılığına etki eden kritik unsurlardır. Yatırımcılar projeye öz kaynağı mümkün olduğunca geç koymayı ve koydukları bedeli kar ile birlikte en kısa zamanda geri alabilmeyi arzu ederler. Bu pahalı kaynağın proje içinde kaldığı her ekstra dönem maliyeti arttıracak, karlılığı düşürecektir. Oysa bankalar risk yönetimi, proje şirketinin likiditesini korumak ve borç geri ödeme potansiyelini muhafaza etmek amacı ile öz kaynak katkısının mümkün olduğunca erken yapılmasını ve kar dağıtımını da geciktirmeyi isterler. Proje finansmanında sıklıkla kullanılan rezerv hesaplar, bankanın nakit süpürme opsiyonu gibi uygulamalar da projeden nakit çıkışını engelleyen ilave unsurlardır. Projelerde öz kaynak kullanımını,yüksek maliyeti haricinde, kısıtlayan bir diğer faktör de yatırımcıların sermaye yapılarının genelde kuvvetli olmamasıdır. Türkiye genelinde çoğu yatırımcı da sermaye yetersizliği yaygın ve çok önemli bir problemdir.

Bankaların risk yönetimi önceliği ile yatırımcıların yüksek karlılık beklentisi arasında perspektif farkı çok belirgindir. Bununla beraber, yatırımcılar, proje geliştirme ve risk yönetimini profesyonel şekilde yaptıkları takdirde,bankaların öz kaynak katkısı beklentisini optimum seviyeye getirebilirler. Proje finansmanı temelinde projenin nakit akışının finansmanıdır. Bankalar proje nakit akışının kredi taksitlerini rahatlıkla ödeyebileceğinden emin olmak isterler. Finansal fizibilite çalışması ile projenin nakit akışı projeksiyonu yapılır; bir emniyet marjı belirlenir ve projenin yaratacağı nakit akışının ne kadar borç ödeyebileceği tespit edilir. Projeye verilebilecek kredi tutarı da ödenecek taksitlerin tutarı üzerinden belirlenir. Projenin daha yüksek miktarlarda kredilendirilmesi gerekli öz kaynak tutarını azaltacaktır. Öz kaynak gereksiniminin azalması da, bu pahalı kaynağın daha az kullanılıyor olması nedeni ile, proje karlılığını olumlu yönde etkileyecektir. Nakit akış projeksiyonununmiktarı kadar, tahminlerde sapma riski de borç geri ödeme potansiyelini büyük ölçüde olumlu ya da olumsuz etkiler. Riski yüksek projeler tahmin edilen nakit akışları yüksek olsa bile emniyetli görülmeyeceğinden yüksek oranlarda kredilendirilemez. Bu nedenle projelerin daha fazla borçlanabilmesi için iyi bir risk analizi ve yönetimi gereği kaçınılmazdır. Projelerin teknik, yasal, finansal, ekonomik vb. yönlerdeniyi analiz edilip, pazar araştırmaları ile kapsamlı durum tespit (duediligence) çalışmalarının tamamlanması gerekir. Ancak bu takdirde nakit akışı projeksiyonlarındaki risk minimize edilip bankaların proje nakit akışına daha fazla finansman sağlamasının önü açılabilir. İşin özü müzakere süreci öncesinde yatırımcıların ev ödevlerini eksiksiz tamamlamasıdır.

Fatih KURAN
Dinamo Eğitim ve Danışmanlık – Yönetici Ortak
fatih@dinamo.co

Proje Finansmanında Öz Kaynak

Eklenme Tarihi: 4 Temmuz 2015 Cumartesi Eklenme Saati: 11:26

Finans kuruluşları ile proje finansmanı müzakere sürecinde üzerinde önemle durulan konu başlıklarının en önemlilerinden biri projeye konulması talep edilecek öz kaynak tutarıdır. Yatırımcılar, proje için gerekli öz kaynak yüzdesini mümkün olduğunca azaltmaya, bankalar ise yüksek tutmaya çalışırlar. İşte bu noktada iki kurum arasında zorlu ve çekişmeli geçecek bir müzakere süreci başlamış olur.

Yatırımcılar açısından öz kaynak proje finansmanı için en pahalı kaynak durumundadır. Türkiye’de projeye konan öz kaynak üzerinden karlılık beklentisi genel olarakdöviz bazında yıllık %10-12 aralığında seyretmektedir. Oysa banka kredisi faizi, öz kaynak maliyetine oranla, çok daha düşüktür. Borçlanma maliyetini daha da hesaplı kılan bir başka faktörde finansman giderlerinin vergiden düşülebilmesi ve bu imkanın kar dağıtımında mümkün olmamasıdır. Bir başka deyişle, banka kredisi kullanımında şirket tarafından ödenen faizin kurumlar vergisi oranı olan %20’lik kısmıvergiden düşülebilmektedir. Dolayısı ile gerçek maliyet ödenen faizin %80 kadarıdır. Diğer taraftan, finans kuruluşları projelerde öz kaynak tutarını yüksek tutmak yolu ile riski kontrol altında tutmak isterler. Daha düşük miktarda borçlanan bir proje kredi borcu geri ödemelerini daha rahat yapacak ve piyasadaki olası şoklarda şirket zarara uğrasa bile şirketin güçlü öz kaynak yapısı bu olumsuz koşulları atlatmasını kolaylaştıracaktır.

Öz kaynağın projeye inşaat döneminde nasıl bir zamanlama ile konulacağı ve kar dağıtımı yolu yatırımcılar tarafından ne kadar zaman içinde geri alınabileceği de proje karlılığına etki eden kritik unsurlardır. Yatırımcılar projeye öz kaynağı mümkün olduğunca geç koymayı ve koydukları bedeli kar ile birlikte en kısa zamanda geri alabilmeyi arzu ederler. Bu pahalı kaynağın proje içinde kaldığı her ekstra dönem maliyeti arttıracak, karlılığı düşürecektir. Oysa bankalar risk yönetimi, proje şirketinin likiditesini korumak ve borç geri ödeme potansiyelini muhafaza etmek amacı ile öz kaynak katkısının mümkün olduğunca erken yapılmasını ve kar dağıtımını da geciktirmeyi isterler. Proje finansmanında sıklıkla kullanılan rezerv hesaplar, bankanın nakit süpürme opsiyonu gibi uygulamalar da projeden nakit çıkışını engelleyen ilave unsurlardır. Projelerde öz kaynak kullanımını,yüksek maliyeti haricinde, kısıtlayan bir diğer faktör de yatırımcıların sermaye yapılarının genelde kuvvetli olmamasıdır. Türkiye genelinde çoğu yatırımcı da sermaye yetersizliği yaygın ve çok önemli bir problemdir.

Bankaların risk yönetimi önceliği ile yatırımcıların yüksek karlılık beklentisi arasında perspektif farkı çok belirgindir. Bununla beraber, yatırımcılar, proje geliştirme ve risk yönetimini profesyonel şekilde yaptıkları takdirde,bankaların öz kaynak katkısı beklentisini optimum seviyeye getirebilirler. Proje finansmanı temelinde projenin nakit akışının finansmanıdır. Bankalar proje nakit akışının kredi taksitlerini rahatlıkla ödeyebileceğinden emin olmak isterler. Finansal fizibilite çalışması ile projenin nakit akışı projeksiyonu yapılır; bir emniyet marjı belirlenir ve projenin yaratacağı nakit akışının ne kadar borç ödeyebileceği tespit edilir. Projeye verilebilecek kredi tutarı da ödenecek taksitlerin tutarı üzerinden belirlenir. Projenin daha yüksek miktarlarda kredilendirilmesi gerekli öz kaynak tutarını azaltacaktır. Öz kaynak gereksiniminin azalması da, bu pahalı kaynağın daha az kullanılıyor olması nedeni ile, proje karlılığını olumlu yönde etkileyecektir. Nakit akış projeksiyonununmiktarı kadar, tahminlerde sapma riski de borç geri ödeme potansiyelini büyük ölçüde olumlu ya da olumsuz etkiler. Riski yüksek projeler tahmin edilen nakit akışları yüksek olsa bile emniyetli görülmeyeceğinden yüksek oranlarda kredilendirilemez. Bu nedenle projelerin daha fazla borçlanabilmesi için iyi bir risk analizi ve yönetimi gereği kaçınılmazdır. Projelerin teknik, yasal, finansal, ekonomik vb. yönlerdeniyi analiz edilip, pazar araştırmaları ile kapsamlı durum tespit (duediligence) çalışmalarının tamamlanması gerekir. Ancak bu takdirde nakit akışı projeksiyonlarındaki risk minimize edilip bankaların proje nakit akışına daha fazla finansman sağlamasının önü açılabilir. İşin özü müzakere süreci öncesinde yatırımcıların ev ödevlerini eksiksiz tamamlamasıdır.

Fatih KURAN
Dinamo Eğitim ve Danışmanlık – Yönetici Ortak
fatih@dinamo.co

ENERJİ PROJELERİNDE FİZİBİLİTE-2

Eklenme Tarihi: 10 Kasım 2015 Salı Eklenme Saati: 9:04

Fizibilite çalışmasında ilk aşama finansal modelin proje yapısına uygun olacak şekilde oluşturulmasıdır. Model proje için farklı senaryoları test etmeye imkan sağlayacak dinamik yapıda kurulmalıdır. Finansal model 3 ana kısımdan oluşur:

  1. Proje Parametrelerinin Belirlenmesi:Sabit veya proje süresi içinde değişebilecek olan parametreler belirlenir. Bazı parametreler ise yarı değişken olabilir. Örneğin bir otelin yönetim kadrosu otele kaç kişi geleceğinden bağımsız olabilirken, otelde çalışan garson sayısı konaklayan kişi sayısına göre değişim gösterebilir. Proje bazında parametreler değişkenlik gösterse de en yaygın kullanılanlar aşağıdaki gibidir.
    • Satış hacmi/talep
    • Üretim hacmi/kapasite
    • Birim fiyatlar (tarifeler)
    • Yatırım maliyeti
    • Proje tamamlanma(inşaat) süresi
    • Proje ekonomik ömrü
    • Kapasite kullanım %’leri (Başlangıç, olgunluk ve ileriki dönemler için)
    • İşletme giderleri (sabit-değişken)
    • Personel giderleri (sabit-değişken)
    • Sermaye maliyeti (WACC)
    • Ham madde maliyetleri
    • Stoklar
    • Nakit ihtiyacı
    • Mevsimsellik (kapasite kullanım oranlarına etkisi)
    • Faiz oranları (değişken veya sabit)
    • Enflasyon
    • Devalüasyon/pariteler
    • İşletme sermayesi ihtiyacı (alacak ve borç geri ödeme vadeleri vb.)
    • Vergi oranları
    • Hurda değer
  2. Finansal Tabloların Oluşturulması:Projenin girdileri belirlendikten sonra aşağıda belirtilen tabloların oluşturulması gerekir. Bu tabloların temel amacı projenin yaratacağı tahmin edilen nakit akışını çıkartabilmektir.
    1. Bütçe
    a. Makine&Ekipman maliyetleri ve zamanlamaları
    b. Nakliye, Montaj ve Eğitim maliyetleri ile zamanlamaları
    c. İnşaat maliyetleri ve zamanlamaları
    d. Proje Zaman Çizelgesi
    2. Proje Gelirleri
    3. Toplam Faaliyet Giderleri
    4. Amortisman Tablosu
    5. İşletme Sermayesi İhtiyacı Tablosu
    6. Yatırım Planı ve Fonlama Yapısı
    7. Borçlanma ve Borç Geri Ödeme Tablosu***
    8. Gelir Tablosu
    9. Net Nakit Akışı* (Finansman Öncesi Bakış/Tamamı Öz Kaynak)
    10. Net Net Nakit Akışı** (Finansman Sonrası Bakış/ SPV Öz Kaynak Karlılığı)
    11. Bilanço
    *Net Nakit Akışı: Projenin gelirlerinden yarattığı nakit akışından SMM, faaliyet giderleri ve vergi düşüldükten sonra bulunan nakit akışıdır. Amaç projenin devamlılığını sağlayacak olan tüm nakit çıkışları yapıldıktan sonraki nakit akışına ulaşmaktır. Bulunan nakit akışından düşülmeyen tek nakit çıkışı banka kredisi geri ödemeleridir (Borç servisi = ana para + faiz).
    *Net Net Nakit Akışı: Net Nakit Akışından, borç servisi düşüldükten sonra bulunan nakit akışıdır. Serbest nakit akışı da denilir. Bu nakit akışı kreditör tarafından Net Net Nakit Akışı üzerinde başkaca bir tasarruf söz konusu değil ise kar dağıtımı yolu ile sponsorlara transfer edilebilir. Bununla beraber kreditörler genel olarak bu nakit akışın kullanımı üzerinde kar dağıtımı için minimum süre, borç rezerv hesabı oluşturma zorunluluğu, nakit süpürme (cashsweep) vb. bazı sınırlamalar getirme eğilimindedirler. Bu sınırlamalar sponsorların projeden nakit çekmesini geciktirir ve projenin NPV, IRR ve geri ödeme süresi gibi performans kriterleri olumsuz olarak etkilenir.
    *** Proje Finansmanı: Projenin yaratacağı nakit akışının finansmanıdır. Dolayısı ile kredi geri ödeme planının projenin net nakit akışına uyumlu olacak şekilde şekillendirilmesi en geçerli ve sağlıklı yöntemdir. Bu işleme kredi heykeltıraşlığı (debtsculpting) da denilir. Her dönem için projenin yarattığı net nakit akışları projeden beklenen BSKO oranına bölünür ve bu surette projenin ödeyeceği taksitler bulunmuş olur. Bulunan taksitlerin kredi faizi üzerinden iskontolanması ile kredi tutarı hesaplanır. Yatırım tutarından kredi tutarı düşülerek proje için gerekli olan sermaye ihtiyacı hesaplanır. Risk analizi ve yönetimi yapılmak sureti ile bankabilitesi geliştirilmiş projelerin BSKO oranı da düşük olur ve bu da nihayetinde proje için gerekli olan sermayeyi azaltır. Projenin karlılık başta olmak üzere diğer performans kriterleri de geliştirilmiş olur.

III. Proje Performans Kriterlerinin Hesaplanması:Projenin net nakit akışı ve net net nakit akışları üzerinden aşağıdaki performans kriterleri hesaplanabilir.
1. Net Bugünkü Değer (NPV): Yaratılan projenin değerini ölçmekte kullanılır. Yeni projenin, yatırımcı açısından kendi sermayesi maliyeti üzerinden, ne kadar değer yarattığını gösterir. Analiz net net nakit akışı üzerinden yapılır.
2. İç Verim Oranı (IRR): Projenin karlılığını ölçmekte kullanılır. Analiz net net nakit akışı üzerinden yapılır. Bu oranı kullanırken dikkatli olmak gerekir. Projeni nakit akışı negatif değer ile başlayıp sonrasında sürekli olarak pozitif devam ediyorsa rahatlıkla kullanılabilir. Bununla beraber bazı projelerde nakit akışı birden fazla defa negatif ve pozitif değerler arasında değişiyor olabilir. Bu durumda IRR hesabı yanlış sonuçlar verir. Böyle bir durumda projenin sabit olarak pozitif nakit akışı yaratmaya başladığı döneme kadar olan nakit akışlarının sermaye maliyeti üzerinden o döneme kadarki gelecekteki değeri alınır. Bulunan değer o dönemin bugünkü değeri olarak kabul edilir ve bulunan yeni nakit akışının IRR değeri bulunur.
3. Değiştirilmiş İç Verim Oranı (MIRR): Projenin karlılığının projeden elde edilen temettü ödemelerinin yeniden yatırıma dönmesi de dahil olacak şekilde ölçülmesinde kullanılır. Analiz net net nakit akışı üzerinden yapılır. Özellikle farklı projelerin karşılaştırmasında kullanılır.
4. Geri Ödeme Süresi (Pay-backperiod):Bu oran paranın zaman değerini de dikkate alan iskontolu ve standart iskontosuz olacak şekilde iki ayrı şekilde hesaplanır. Paranın zaman değerini dikkate alan iskontolu model kullanılmalıdır. Yatırımcı açısından projenin geri dönüş süresini hesaplamakta kullanılır. Analiz net net nakit akışı üzerinden yapılır.
5. Başa Baş Noktası: Projenin yaratmış olduğu gelirlerin hangi kapasite kullanım yüzdesi itibari ile sabit ve değişken giderleri karşılar olduğunu hesaplar. Bu oranın üzerinde proje kar etmeye başlar. Düşük bir kapasite kullanımında kar eden projeler tercih edilir. Analiz nakit akışı üzerinden değil gelir tablosu üzerinden yapılır
6. Borç Servis Karşılama Oranı (BSKO): Dönemsel bazda projenin yarattığı net nakit akışının yine aynı dönem için finansal yükümlülükler (anapara+faiz) toplamının kaç katı olduğunu gösterir. Finansman kuruşları (bankalar, leasing şirketleri vb.) tarafından en önem verilen performans kriteridir. Bankalar projenin risk seviyesini (profilini) ve sponsorların kredibilitesini dikkate olarak bu oranı belirlerler.BSKO her zaman 1’in üzerinde olmalıdır. 1 rakamının üzerindeki kısım proje için beklenen emniyet marjını gösterir. Emniyet marjının amacı projeksiyonlarda sapma olsa dahi projenin kredi geri ödemelerini yapabilmesini güvence altına almaktır. Oranın yüksek olması her dönem için projenin borç geri ödeme kapasitesini aşağı çeker ve aynı vade için verilebilecek kredi tutarı da azalmış olur. Doğal olarak yatırımcılar bankaların BSKO beklentilerini azaltıp verilecek kredi tutarını arttırmak ve sermaye gereksinimini minimize etmek isterler. Başarıya giden yol projenin risk profilini aşağı çekmek ve bankabiliteyi geliştirmektir.
7. Kredi Süresi Karşılama Oranı (KSKO): Veya İngilizce karşılığı ile LLCR (Loan life CoverageRatio). Projenin finanse edildiği süre boyunca her hangi bir dönem için ilgili dönem ve sonraki dönemlerdeki net nakit akışlarının bugünkü değerinin yine aynı süre içinde gerçekleştirilecek toplam kredi borç geri ödemelerinin bugünkü değerine bölünmesi ile bulunur. Bu katsayı ne kadar yüksekse projenin ileriye dönük borç geri ödeme kapasitesinin o derece yüksek olduğu ifade edilir. BSKO projenin ilgili dönem için borç geri ödeme gücünü gösterirken KSKO oranı ileriye yönelik fikir vermesi bakımından önemlidir.
8. Proje Süresi Karşılama Oranı (PSKO):Veya İngilizce karşılığı ile PLCR (Project Life CoverageRatio) Projenin yaşam ömrü süresi boyunca her hangi bir dönem için ilgili dönem ve sonraki dönemlerdeki net nakit akışlarının bugünkü değerinin toplam kredi borç geri ödemelerinin bugünkü değerine bölünmesi ile bulunur. Bu oran ne kadar yüksekse projenin ileriye dönük borç geri ödeme kapasitesinin o derece yüksek olduğu ifade edilir. KSKO yalnızca projenin kredi ödeme süresi içindeki potansiyelini ölçmeye yararken PSKO tüm proje süresini, bir başka deyişle projenin kuyruğunu da hesaplamada dikkate alır. Özellikle proje finansmanında yeniden yapılandırma durumunda projenin finansal kapasitesini ölçmekle ilgili olarak önemi vardır.
Hassasiyet ve Senaryon Analizleri (Stres Testi)
Modelin kurulması sonrası proje, 1. Bölümde belirtilen proje parametrelerinin farklı durum ve koşullardaki olası değerleri için, test edilir. Farklı senaryolar için analiz yapılır. Bu analiz yatırımcılar ve bankalar tarafından ayrı ayrı yapılabilir. Yatırımcılar için öncelik projenin değişken koşullarda hala karlı olabilmesi, değer yaratabilmesi, geri dönüş süresinin makul seviyelerde olmasıdır. Yatırımcılar analizlerini projenin Net Net Nakit Akışı üzerinden yaparlar ve paranın zaman değerini hesaba katarken Ağırlıklı Ortalamalı Sermaye Maliyetini (WACC****-WeightedAverageCost of Capital) kullanırlar.
**** WACC: Proje sponsorunun sermaye maliyetidir. Sponsorun projeye koyacağı sermaye genellikle öz kaynak ve dış kaynaktan (genellikle banka kredisi) oluşur. Bu 2 farklı kaynağın ağırlıkları birbirinden farklı olabilir. Bu nedenle maliyet hesabında ağırlıklı ortalama almak gerekir. Banka kredisi gibi dış kaynak kullanımının maliyeti (faiz) vergiden düşülebileceği için gerçek maliyet kurumlar vergisinden arındırılarak hesaplanır. WACC aşağıdaki şekilde hesaplanır.

WACC= Öz Kaynak Maliyeti x Öz Kaynak % + Dış Kaynak Maliyeti x Dış Kaynak % x (1 – Kurumlar Vergisi)
Bankalar için daha öncelikli olan projenin geri ödeme kapasitesini gösteren BSKO, KSKO ve PSKO performans kriterleridir. Projenin gerçekleşme ihtimali olan olumsuz koşullarda da geri ödeme yapıp yapılamayacağı değerlendirmeye alınır. Stres testi dediğimiz bu aşamada projenin yapılabilirliği analiz edilmiş olur. Bir projenin finansman sağlayabilmesi için stres testini başarı ile geçmesi gerekir. Bu testin bir başka önemi de proje için hangi parametrelerin daha kritik olduğunu tespit etmektir. Bu sayede major ve minor riskler belirlenir. Özel önem taşıyan proje parametrelerin iş modelinde geliştirilmesi ve güvence altına alınması için daha fazla özen gösterilir. Risklerden arındırılmış bir projenin stres testini geçme olasılığı büyük ölçüde artar. Bu süreçte projenin finanse edilebilirliği (bankabilite) de geliştirilmiş olur.

En Çok Kredi Enerjide Kullandırıldı

Türkiye Bankalar Birliği (TBB), Haziran 2015 ‘Proje Finansmanı İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre Aralık 2014 itibariyle 160 milyar TL olan…

22 Ağustos 2015 Cumartesi 10:12

Türkiye Bankalar Birliği (TBB), Haziran 2015 ‘Proje Finansmanı İstatistikleri’ni açıkladı.

Buna göre Aralık 2014 itibariyle 160 milyar TL olan proje finansmanı kredileri risk bakiyesi, 2015 tarihi itibariyle 186 milyar TL’ye yükseldi; dolar bazında ise 69 milyar dolar düzeyinde yaklaşık olarak aynı kaldı. Risk bakiyesinin 155 milyar TL’sı nakdi, 31 milyar TL’sı gayrinakdi kredi şeklinde kullandırıldı. Kredi kullananların alabileceği en fazla riski gösteren toplam taahhüt miktarı ise aynı dönemler itibariyle 227 milyar TL’den (98 milyar dolar) 266 milyar TL’ye (99 milyar dolar) yükseldi.

Proje finansmanı amacıyla kullandırılan kredilerin Haziran 2015 itibariyle yüzde 53’ü enerji, yüzde 8’i altyapı, yüzde 11’i gayrimenkul sektörüne ait. Diğer sektörlerin toplam içindeki payı yüzde 27 oldu.

Küresel Enerji Yatırımları

Eklenme Tarihi: 4 Temmuz 2015 Cumartesi Eklenme Saati: 11:19

Dünyanın içinde bulunduğu küresel ekonomik koşullar dikkate alındığında, başta enerji projeleri olmak üzere yeni yatırımlar için finansman sağlamanın zorlaşacağı bir döneme girmiş bulunmaktayız. Proje geliştirme maliyetleri de eskisine oranla oldukça yükselmiştir.Bu durum yatırımcıların enerji projeleri başta olmak üzere projelere bakışlarını ve yeni yatırım yapma fikirlerini oldukça olumsuz etkilemektedir.Yatırımlara finansman sağlamanın zorlaştığı bu dönemde yapılacak en önemli şey öncelikle uygulanabilirliği yüksek fizibıl projeler üreterek bu projelerin hayata geçirilebilmesi için uygun koşullarda finansman sağlamak olmalıdır.

Gelişmiş ülkelerin elinde bulunan teknolojik altyapı ve ekonomik bağımsızlık bu ülkeleri enerji yatırımları konusunda gelişmekte olan ülkelere göre daha avantajlı hale getirmektedir.Avrupa’da son 10 yılda yapılan yatırımların yarıdan fazlası yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımlardır. Avrupa’nın yenilenebilir enerji kaynaklarına bu kadar fazla önem vermesinin hem çevresel hem de ekonomik nedenleri bulunmaktadır.Yenilenebilir enerji kaynakları karbon emisyonunun azalması,fosil yakıtlara olan bağımlılığın azalması açısından oldukça önemlidir.Avrupa için işin ekonomik boyutu daha önemli bir hal almıştır.Avrupa’daşuanki mevcut elektrik fiyatları, yatırımcıların kömür ve doğalgaza yatırım yapmasını teşvik edecek seviyede değildir. Avrupa ülkelerinin elektrik sektörüne gereken önemi vermeleri ve sektörü yeniden yapılandırmaları zorunlu hale gelmiştir.Aksi takdirde Avrupa’nın yakın gelecekte elektrik sektöründe çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalması kaçınılmazdır.

Türkiyede enerji yatırımları konusunda oldukça önemli adımlar atmıştır.Türkiye’nin ilk nükleer santrali olacak Akkuyu’yu Ruslar inşa edecek ve yaklaşık 20 milyar dolarlık yatırım yapılacaktır.Sinop nükleer santrali ise yaklaşık 22 milyar dolar bütçe ileJaponlar tarafından yapılacaktır.TANAP Projesi ise Şah Deniz-2 sahasından çıkarılacak doğalgazı 1850 km’lik doğalgaz boru hattı ile Avrupa’ya ulaştıracaktır.Türkiye üzerinden Avrupa’ya Rus doğalgazını taşıyacak olan Türk Akımı doğalgaz boru hattı projesinin Hükümetlerarası Anlaşması’nın Haziran ayı sonuna kadar imzalanması planlanmaktadır.
Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki oynaklık ve yatırımcılar için teşvik faktörleri de dikkate alındığında yenilenebilir enerji sektörüne yapılacak yatırımlar daha avantajlı hale gelmiştir. Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji üretimi içindeki payı arttırılarak yatırımların teşvik edileceği bir devlet politikası benimsenmelidir.Türkiye ithal etmiş olduğu enerji girdisinde sıkıntı yaşamaya başladıkça yenilenebilir enerji kaynaklarının ne derece önemli olduğunun farkına varmıştır. Yenilenebilir Enerji Kanunu ile yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğe alım garantisi ile birlikte devlet desteği gelmiştir. Uluslararası Finans Kurumu (IFC) Türkiye’deki yenilenebilir enerji projelerine destek sağlamak istediklerini belirtmiştir.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) “2014 Dünya Enerji Görünümü” raporuna göre dünya genelinde yenilenebilir enerjide 4.810 teravatsaat olan elektrik üretiminin 2040 yılına kadar 13.230 teravatsaati bulacağı tahmin edilmektedir.Rapora göre dünyada üretilen elektriğin %68’i fosil yakıtlardan karşılanmaktadır.Bu oranın 2040 yılında %55’ e ineceği yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payının ise %33’ e yükseleceği ifade edilmektedir.

Dünya genelinde güneş enerjisi sektörü her geçen gün büyümesine rağmen güneşten elektrik üretimi hala çok düşük düzeydedir.2015 yılı verilerine göre, güneş enerjisinden en fazla yararlanan ülkeler çevre duyarlılığı gelişmiş ülkelerdir.Halbuki Türkiye’nin de içinde bulunduğu güneş enerjisi kapasitesi yüksek olan ülkelerde bu duyarlılığı göstererek yatırımlarını hızlandırması gerekmektedir.Güneş enerjisinde Türkiye bölgesel üretim üssü haline gelebilme potansiyeline sahiptir.Güneş panellerinin üretilmesi ile ilgili olarak Türkiye büyük avantajlara sahiptir.Önümüzdeki günlerde uygun yatırım kararları alınarak yerli üretime ağırlık verilirse Türkiye kendi coğrafyasında güneş paneli talebini karşılayacak ülkelerin başında yer alabilecektir.

Dünya Rüzgar Enerjisi Birliği, 2014 yıl sonu itibariyle küresel elektrik üretiminin yaklaşık %5’inin rüzgardan sağlandığını belirtmektedir.Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliği’nin(EWEA) verilerine göre Türkiye 2014 yılında Avrupa’da yapılan rüzgar enerjisi yatırımlarının %6,3’ünü gerçekleştirmiştir.2014 rüzgar kurulumunun en fazla yapıldığı yıl olmuştur.2014 yılında kurulu kapasiteye yaklaşık 880 megavat rüzgar santrali eklenerek 3600 megavatlara yükselmiştir. Rüzgarın kurulu gücü içindeki payı %5’i geçerek dünya küresel elektrik üretimi oranını yakalamıştır. Ayrıca Milli Türbin Projesi (MİLRES) çalışmaları devam etmektedir.2,5 megavat kapasitede elektrik üretimi yapabilecek olan rüzgar türbinleri yerli teknoloji ile geliştirilmiştir ve kısa zamanda üretime geçilmesi planlanmaktadır.

2015 yılı başı itibariyle Türkiye’nin toplam kurulu gücü 70 bin MW’ a ulaşmıştır.Bu kapasitenin 41.544 MW’ ı termik, 23.738 MW’ıHES , 3.657 MW’ı RES , 695 MW’ı jeotermal,atık ısı vb., 44 MW’ı GES yatırımları oluşturmaktadır.

Küçük Önlemlerle Elektrik Faturalarınızı Ucuzlatmak Mümkün!

EnCazip, yüklü faturaları azaltmak için teknolojik cihazlardan çamaşır makinelerine, klimalardan saç kurutma makinelerine kadar birçok cihazda uygulanabilecek küçük adımlarla…

4 Ekim 2016 Salı 14:10

EnCazip, yüklü faturaları azaltmak için teknolojik cihazlardan çamaşır makinelerine, klimalardan saç kurutma makinelerine kadar birçok cihazda uygulanabilecek küçük adımlarla tasarruf etmenin püf noktalarını açıklıyor.

Ev içi enerji kullanımlarında alışkanlıkları etkilemeden uygulanacak küçük adımlarla yapılacak tasarruflarla, verilere göre yüzde 31,1 azalarak 37 milyar 842 milyon 886 bin dolar değerine ulaşan Türkiye enerji ithalatının düşürülmesine de katkı sağlanabilir. 1

EnCazip, tüketicilerin elektrik faturalarında tasarruf etmelerine yardımcı olacak,  her  bütçeye uygun tedbir ve tasarruf önlemlerine yönelik hazırladığı araştırmada; evde uygulanabilecek basit yöntemlerle ortalama bir hanede ciddi oranda enerji tasarrufu sağlanabileceğini açıkladı.

Konuyla ilgili yaptığı açıklamada tasarruf önerilerini dile getiren EnCazip Kurucu Ortağı Onur Orakçıoğlu, “Enerji verimliliğinin faydaları hakkında tüketicileri bilinçlendirmek çok önemli. Doğru bilinen yanlışlarda geliştirilecek farkındalık ve günlük kullanımlarda yapılacak ufak değişiklikler tüketicilerin faturalarına olumlu yansıyacak. Daha geniş bir çerçevede Türkiye’nin gittikçe azalan enerjide dışa bağımlılığına da katkı sağlayacak” dedi.

EnCazip tarafından bir araya getirilen tasarruf bilgileri evlerde daha dikkatli bir kullanım üzerine odaklanıyor. Küçük değişikliklerle kazanılabilecek alışkanlıkların, bilinçli tüketim ile enerjiden tasarrufuna dikkat çeken verilerde; bireysel tasarrufun yanı sıra, Türkiye’nin dış ticaret açığının yüzde 58’ini oluşturan enerji ithalatının ve enerjide dışa bağımlılığının azaltılmasına da katkıda bulunabileceği ifade ediliyor.2

EnCazip tarafından bir araya getirilen, tasarruf bilgileri evlerde daha dikkatli kullanım üzerine odaklanıyor. İşte kolaylıkla uygulanabilecek tasarruf önerileri:

– Elektronik cihazlarınızı sadece fişten çekerek yılda 40 TL tasarruf edin!

Elektronik cihazlar kullanım dışında olsa da fişe takılı olduklarında elektrik tüketir. Bilgisayar ya da televizyon gibi cihazlar; ekran koruyucu, uyku modu ya da bekleme konumundayken de enerji harcamaya devam ederler. Fişlerde takılı olan ev aletleri bir evin yıllık elektrik harcamalarının neredeyse yüzde 7’sini oluşturur. Aktif olarak kullanmadığınız ev aletlerini kapatmak yılda yaklaşık 40 TL’lik tasarruf sağlar.3

– Sadece lambaları değiştirerek ay sonu elektrik faturasında yüzde 30 tasarruf mümkün

Elektrik Mühendisleri Odası’nın verilerine göre ev için elektrik tüketiminin yüzde 28,6′sı aydınlatmaya aittir. Bununla birlikte LED lambaların yüzde 90 daha az enerji harcayıp, daha fazla ışık ürettiği de bilinen bir gerçek. Sadece evinizdeki tüm ampulleri LED lamba ile değiştirerek ay sonunda gelen elektrik faturasından %30’a varan tasarruf sağlamak mümkündür. Her şekli ve boyutu üretilen LED ampulleri kullanabilmeniz için evinizdeki aydınlatma teçhizatlarını değiştirmenize de gerek yok.

– Klimanız için ideal sıcaklık 24-26 °C

Özellikle yaz aylarında vazgeçilmezi olan klimalar, oda sıcaklığını dilediğiniz seviyeye getirmenizi sağlarken; elektrik faturalarında da etkisini göstermektedir. Daha hızlı serinlik elde etmek için klimaları bilinçsizce kullanarak doğrudan çok düşük sıcaklığa getirmek yerine uygun olduğunu düşündüğünüz en yüksek sıcaklığa getirin. 24-26 °C     aralığındaki sıcaklık yaz aylarında rahat etmeniz için yeterli olacaktır.

– Çamaşır ve bulaşık makinelerini gece çalıştırmak daha ucuz değil!

Eğer akıllı sayacınız yoksa ve üç zamanlı elektrik tarifelerini kullanmıyorsanız, elektrikli ev aletlerinin kullanımını gece saatlerinde yapmanızın elektrik faturalarınıza hiçbir yansıması olmayacaktır. Ancak elektrik tedarikçiniz ile görüşüp üç zamanlı tarifeleri kullanmaya başladıktan sonra enerji tüketiminizi gece yaparak, öğlen saatlerine göre yüzde 40’lık bir tasarruf elde edebilirsiniz.4

Aynı zamanda çamaşır makinesini kullanmanın maliyeti genel olarak suyun sıcaklığına ve miktarına bağlıdır. Yüksek ısılarda çamaşır yıkanması gerekmediği sürece 30-40 oC’yi tercih etmek daha tasarrufludur.

– Klozetlerde yarı yarıya su tasarrufu edin!

Banyo ve tuvaletlerde sudan tasarruf etmenin bir yolu da klozetlerdeki rezervuarları stoplu ya da çift kademeli iç takımlarla değiştirmektir. Böylece ortalama 5-6 litrelik kapasiteye sahip olan rezervuarlardan çekilen her bir sifon için ihtiyacınız kadar su kullanarak yarı yarıya tasarruf yapabilirsiniz.

– Saçlarınızı önce havluyla kurutun!

Saç kurutma makinesinin saatlik elektrik tüketimi 1750 ila 2000 Watt arasındadır. 15 dakikalık saç kurutma makinesi ise yaklaşık olarak 0,25 TL’ye denk gelir ve eski model enerji tasarrufu özelliği olmayan ampulün 20 saatlik çalışmasına eş değerdir. Daha az enerji harcamak için saç kurutma işlemi mümkün olduğunca havlu ile yapılmalı ve saç kurutma makinesi daha sonra kullanılmalıdır.

– Kapı ve pencerelerinizi bantlayın, ısı kaybının önüne geçin!

Evdeki ısı ihtiyacının bir bölümü de kapı ve pencerelerden kaynaklanan ısı kaybı sebebiyle oluşur.  Ufak çatlaklardan sızan hava akımı oda sıcaklığını düşürmek için yeterlidir. Kapı ve pencereleri bantlamak doğal gaz faturalarınızda tasarruf etmenizi sağlar. Bununla birlikte çift camlı ya da ısıcamlı pencereler kullanmak da ısı yalıtımı sağlayarak kışın yakıt, yazın ise klima masraflarının azalmasına katkıda bulunur.

– Elektrik tedarikçisi değiştirmek elektrik kesintisine ya da daha pahalıya mal olmaz!

Aylık 120 TL ve üzerinde elektrik faturası ödeyen herkes numara taşır gibi elektrik tedarikçisini değiştirebilir. Tedarikçi değiştirmek ek maliyet, uyarlama ya da başka bir iş gerektirmeyen bir uygulamadır. Değişim ile ilgili tüm işlemler otomatik olarak sistem üzerinden gerçekleşir ve tedarikçi değiştirirken elektrik enerjiniz asla kesintiye uğramaz, güvenle ucuz elektrik kullanmaya başlayabilirsiniz.

Kaynaklar

1- TÜİK’ten derlenen bilgilere göre: http://aa.com.tr/tr/ekonomi/turkiyenin-enerji-ithalati-azaldi/79293

2- Dünya Bankası Türkiye Odak Notu, 2014

3- Eurostat-IDAEE

4- EPDK Ulusal Tarifeler

 Jeotermale 250 milyon dolar geliyor

Dünya Bankası İcra Direktörleri Kurulu, Türkiye’de uygulanacak Jeotermal Geliştirme Projesi için 250 milyon dolarlık Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) kredisi ile 39.8 milyon dolar tutarındaki Temiz Teknoloji Fonu hibesini onayladı.

Yayınlanma tarihi: 03 Kasım 2016 Perşembe

AA +

Dünya Bankası’ndan yapılan açıklamaya göre, Türkiye’de uygulanacak Jeotermal Geliştirme Projesi, risk paylaşım mekanizması ile yatırımcıların risklerini azaltarak uzun vadeli finansmana erişim imkanı sağlayacak. Proje, Türkiye’de jeotermal enerjinin geliştirilmesinde özel sektör yatırımlarını teşvik edecek.

Proje kapsamında arama ve test sondajı aşamalarını desteklemek amacıyla kaynak doğrulama için risk paylaşım mekanizması kurulacak. Elektrik santrali geliştirme aşamasını desteklemek için de kaynak geliştirme kredi olanağı oluşturulacak.

TEMİZ TEKNOLOJİ FONU

Proje için Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD)250 milyon dolarlık kredi ile 39.8 milyon dolarlık Temiz Teknoloji Fonu hibesi sağlanacak. Projenin uygulanmasında Türkiye Kalkınma Bankası (TKB) ile Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) finansal aracı olacak. Dünya Bankası tarafından TKB’ye 100 milyon dolar, TSKB’ye ise 150 milyon dolar kredi verilecek. Söz konusu bankalar ayrıca kendi kaynaklarından da projeyi destekleyecek.
TSKB’nin değişken marjlı kredisinin nihai vadesi ilk yedi yılı geri ödemesiz olmak üzere 28 yıl olarak belirlendi. TKB’nin değişken marjlı kredisinin nihai vadesi ise ilk 10 yılı geri ödemesiz olmak üzere 25 yıl olacak.

BÜYÜMEYİ TETİKLER

Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Johannes Zutt, Türkiye’de enerji güvenliğinin sağlanması ve iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasında yenilenebilir enerji üretim kapasitesinin artırılmasının kritik önem taşıdığını söyledi. Zutt, “Yenilenebilir enerji sektörü son yıllarda Türkiye’de hızla büyüyor. Elektrik üretim türbinlerini çalıştırmak için yer altından elde edilen ısıyı kullanan jeotermal santraller ekonomik büyümeyi sürüklemek ve refahı artırmak için düşük karbonlu elektrik sağlayabilir” dedi.